Yenice haber ve yaşam portalı

Bilgi Köşesi

Ad Sponsor

Haber Kategorileri

Online Olan Üyeler

  • Bugün giriş yapan üye bulunmamaktadır.
Toplam Online Üye: [0]

SEBEPLERİN ARKASINDAKİ HİKMETLERİ GÖREBİLMEK

Çok değersiz bir demir parçasını düşünün. Bu herhangi bir maddi değeri olmayan, sıradan bir demir parçası olsun. Bir çok insan ona önem vermesin, değerini bilmesin. Bu değersiz demir parçasına ehemmiyet veren birinin olduğunu düşünün. O parçayı alıyor ve her türlü temizliğini yapıyor, onu işlemeye başlıyor. Bütün pasını, eskilerini gideriyor ve ona emek verip şekil vermeye başlıyor. Onun için gece gündüz uğraşıyor, ona sanatsal bir değer katmaya başlıyor. Daha önce o demiri gördüğünde önem vermeyen, üzerinden geçen insanlar bu sefer onu gördüklerinde “bu ne kadar güzel bir şey” demeye başlıyor. Hatta ona sahip olmak için çok da para veriyorlar.

İşte insanın değeri de buna benzer. O demir parçası nasıl önemsiz ve sıradan ise, insanın eti, kemiği de aslında sadece madde yığınıdır. İnsan vücudu da hücrelerden oluşan bir yapıdır. Aslında pek de önemi yoktur. Sıradan bir et parçasına insanlar nasıl dikkat etmiyorsa, insan da aslında dikkat edildiğinde önemsiz kalır. Ama onu kusursuz olarak var eden, şekil ve suret veren Allah, işte böyle bir et parçasına şekil veriyor. Allah’ın isimlerinden biri olan Sani sıfatı, tüm kainatta da olduğu gibi insanda da tecelli ediyor.

O Allah ki, Yaratan´dır, (en güzel bir biçimde) Kusursuzca var edendir, ´şekil ve suret´ verendir. En güzel isimler O´nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O´nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.’’ (Haşr Suresi, 24)

İnsan eğer o demir parçasına gaflet gözüyle bakarsa, onun asıl sahibi olan insanı unutur. Çünkü o demir kendi kendine sanat eseri olmamıştır. Onu işleyen, şekil veren bir insan vardır. İşte insanı da yaratan ona şekil veren Allah vardır.  Her nasıl o demiri işleyen sanatçı görmezden gelinirse ve bu yanlış olursa, tüm kainatı yaratan Allah’ı da düşünmemek, bu kainatı tesadüf eseri görmek ve asıl maddeye önem vermek de en büyük yanlış olur.

İnsan görmek istese, tüm kainatta kusursuz bir yaratılışın olduğunu muhakkak anlar. Çünkü yaratılan her detay aslında bunları yaratan Allah’a işaret eder. Tüm yaratılanlar kendine verilen özelliklerle Allah’ı tanıtır. Bunları düşünmemek elbette ki yanlış olur. Sayılamayacak kadar çok olan bu düzen karşısında insan düşen tek şey, samimi olmak ve düşünmektir.

“Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O´nu tesbih eder; O´nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.’’ (İsra Suresi, 44)

Fakat insanın bu gerçeği görebilmesi için samimi olması şarttır. Çünkü tüm kainat sebeplerle işlemektedir. Örneğin o demir parçasının işlenmesi için bir sanatçıya ihtiyaç vardır. Eğer sanatçı olmasa, kendi kendine bir sanat eseri oluşsa, imtihan ortamı ortadan kalkabilir. Çünkü insanın imtihan olması için, yaratılan olayların arka planında neler var düşünmesi, bunların yaratılışlarını görmesi ve hikmetlerini anlamaya çalışması gerekir. Böyle bir durumda sebeplerin arkasındaki gerçeği görmek çok önemli bir hale gelir. Adeta bir perdenin arkasında yaşanan olayları, görmeye çalışmaya benzeyen bu olay, imtihanın bir parçasıdır. Allah dilerse sebepleri ortadan kaldırabilir ve bize direkt olayın aslını gösterebilir. Hiç sebepleri olmayan bir dünya ise, imtihan ortamı için daha düz bir yere dönüşebilir. Örneğin insan hasta olsa elbette ki doktora gidecek ve gerekirse ilaç alacaktır. Hiçbir zaman “ben nasılsa kendi kendime iyileşirim, ilaçlar da bana nasılsa gelir” diyemez. Çünkü ilaçların insana direkt gelmesi mümkün değildir. Bunun için evinden çıkacak eczaneye gidecektir. İşte bu örnekte olduğu gibi, insanın kaderi dahilinde çabalaması, “fiili dua” etmesi gerekir. Elbette Allah dilerse, bunların hiçbiri olmadan insan iyileşebilir. Ancak Allah imtihan olmamız, sebeplere sarılıp, O’na sığınmamız için bu düzeni var etmiştir.

Tüm bunlar dahilinde unutmamak gerekir ki, insan acizdir ve bazen sebepleri gözünde büyütebilir. Ama hemen bu tavrından vazgeçmeli ve sebepleri sadece Allah’ın yarattığı aracılar olarak görmelidir. Neticeyi Allah’tan beklemelidir. Allah sebepleri yaratanın Kendisi olduğunu bir örnekle şöyle haber verir:

“Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra Biz Güneş´i ona bir delil kılmışızdır. Sonra da onu tutup Kendimize ağır ağır çekmişizdir.’’ (Furkan Suresi, 45-46)

Banu Gülen

« Geri Yukarı Facebook'ta PaylaşYazar'a Mesaj Gönder

Sende düşünceni yaz

Yorum yazabilmek için lütfen sağ köşeden giriş yapınız.